@wiserdumb

@wiserdumb Wiserdumb Anlamsız Görsel Montaj Üretim Gıda ve Turizm San. Tic. Ltd. Şti.

güzeeel…

güzeeel…

öngörülebilir

Düşün ki kafanda bir çip var ve tüm muhtemel gelecekleri görüyorsun. Ne yaptığında karşındakinin ne tepki vereceğini biliyorsun.

Artık duyguların yok demektir.

Çünkü hareketlerinin doğurduğu sonuçlar insanlar için en büyük bilinmezdir. Ve bunu bilinmez yapanlar da diğer insanlardır. Belirsizlik zihnini meşgul eder ve seni düşünmek zorunda bırakır.

Cansız dünyaya karşı yaptığın hareketlerin nasıl sonuçlanacağını tahmin edebilirsin. Bir taşı havaya attığında (sen ne kadar hesaplayamadığını iddia etsen ve hayatın boyunca fizik derslerinden nefret etmiş olsan da) o taşın aşağı yukarı ne yüksekliğe çıkıp sonra hangi açıyla yere düşeceğini, vazoya nasıl isabet edeceğini ve o vazoyu nasıl kıracağını tahmin edebilirsin.

Kırılan bir vazonun sana beklenmedik bir tepki göstermesi mümkün değildir.

Bir vazoya “kırıldın mı?” diye sormak biraz saçma olabilir.

Ama aynı taşı bir insana attığında, taşın isabet ettiği andan sonrası senin için bilinmezdir. Gülecek mi? (Çünkü taş çok küçük ve sen onu şaka olsun diye fırlattın) Yoksa gereksiz mi bulacak? Ciddiye mi alacak? Görmezden mi gelecek?

İşleri biraz daha karmaşıklaştırıyorum: Çoğunlukla karşındakinin hafızası senin o sırada ne yaptığından daha önemlidir. Çocukken kafasına atılan taşla hastaneye kaldırılmış birinden alacağın tepki farklıdır. Ama kimin geçmişte böyle bir kaza geçirdiğini bilmezsin.

Oysa bir vazonun hafızası yoktur. Hareketinin etkisi o vazonun geçmişte “yaşadıklarına” göre değişmez.

İşte bu yüzden insan insanın zihnini kurcalar. Yapacağın hareketleri hesaplamak zorunluluğu hissedersin. Çünkü senin hareketlerin nasıl öngörülemez tepkiler yaratırsa o tepkiler de seni etkiler. Ve olaylar gelişir.

O tepkileri öngörebildiğinde düşünmek için bir sebebin kalmaz. 

Başkalarının kişilikleri yerine standartlar koymaya çalışanların hayal ettikleri hayat tam olarak budur. Başkalarına kafa yormak istemezler ve tembelliklerini, başkalarını kısıtlayarak tatmin etmeye çalışırlar. “Cehalet erdemdir” gibi zırvaları bunlardan duyarsın. Çünkü başkalarının cehaleti kendi cehaletlerini haklı çıkarır, konforlu hale getirir.

Aslında doğaya bıraksan ilk elenecek olanlar bunlardır. Ama amaçlarını kutsallaştırabildikleri için şehirde rahat ederler. Ta ki kısıtlayamadıkları biri onların tahminlerinin tamamen dışında bir tepki verene kadar. Hayattaki en büyük korkuları budur.

Real Life Mirrored Chairs (via dornob.com)

Real Life Mirrored Chairs (via dornob.com)

opcion:

Devil in the detail.(revised) (by cooeedesign)

Reblogged from opcion

opcion:

Devil in the detail.(revised) (by cooeedesign)

Dünyanın en kısa yemek tarifi

BARBUNYA PİLAKİ

Malzemeler: 

Barbunya pilaki konservesi.

Hazırlanışı: 

what iett thinks i do.

what iett thinks i do.

Ne zamandır bunu arıyordum.
Yiğit Özgür - Kişisel Gelişim

Ne zamandır bunu arıyordum.

Yiğit Özgür - Kişisel Gelişim

rutin

güzel şeyler hesapta olmadıkları sürece mutluluk getiriyorlar.

bu detayı bir türlü kabullenemediğimiz için (çünkü hepimiz tembeliz), bizi mutlu eden ne varsa rutine bağlayıp onu bir mutsuzluk kaynağı haline getiriyoruz.

yeni bir şey değil, bin yıllardır böyle bu. bir avcı-toplayıcının yiyecek bulma sevinciyle, en iyi restoranda önümüze gelen pirzolanın verdiği “tatmin” karşılaştırılmaz bile. şehirler kurduğumuzdan beri gıdayı ihtiyaçtan fazla üretip depolayarak, onu bir mutluluk sebebi olmaktan çıkardık.

ısıtma sistemi olmayan ilkel insanın güneşi karşılamasıyla bizimki arasında dağlar kadar fark var. (sıcak evlerimizde oturup o adamın ateşe veya güneşe tapmasını alaya almak kolay. araplar bu yüzden ateşe tapınmayı bir türlü anlayamazlar. onlar serinliğin sembolü ay’a tapmayı daha mantıklı bulurlar.)

kendimizi mutsuz eden sistemi böyle böyle oluşturuyoruz.

önce bir şey bizi en beklemediğimiz anda mutlu ediyor. sonra “bu beni mutlu ediyorsa sürekli elimin altında olmalı” diye planlar kurmaya başlıyoruz. maalesef çoğunlukla başarıyoruz bunu.

ve artık eski mutluluk kaynağımızın varlığı bize hiçbir şey hissettirmiyor. ya varlığından bıkmış, ya da yokluğuna tahammül edemez hale gelmiş oluyoruz.

mutluluk kaynaklarımızı böylece teker teker harcadıktan sonra doğrudan mutluluk hissini basit formüllere bağlayabileceğimiz bir sistem arıyoruz. uyuşturucu, antidepresan, vs. 

onu da bir kutuya sığdırdığımızda artık her şey bitiyor.